Röportaj: Mario Botta

Röportaj: Mario Botta

 

MARIO9_MF227

San Francisco Modern Sanat Müzesi, ABD.

Maison Française: İstanbul gibi tarihi ikon binalarla çevrili bir şehirde yeni binalar sizce nasıl olmalı?

Mario Botta: Bu konuda yaygın tek bir gerçek, doğru-yanlış olamaz. Her çözüm duruma göre özeldir. Modern bir bina hem farklı olmalı, hem de şehrin mevcut tarihini yansıtmalı. Bunun için otantik ve modern arasındaki benzerlikleri iyi çalışmak, buna çok iyi hakim olmak ve iki tarafı iyi dengelemek gerekir.

MF: Tarihi değeri olmayan binalar yıkılmalı mı?

M. Botta: Bu da duruma göre değişir. Bazı binalar tek başlarına hiçbir anlam taşımaz ancak bulundukları konumda ilginç bir yere sahip olabilirler. Ben her şeyi ille de muhafaza edin demiyorum. Fakat şunu sormak gerekir: “Bu güncel modern dediğimiz binalar bize eski yapılara oranla daha iyi yaşamsal değerler taşıyan mekânlar getiriyor mu?”

MF: En ünlü binanız bir müze, San Francisco Modern Sanat Müzesi ve yakın zamanda “Müzeler insanların yeni eğlence merkezleri olacak” demişsiniz…

M. Botta: “Müzeler insanların yeni eğlence merkezleri arasına girmeli” dedim. Bu toplumsal bir ihtiyaç. Sanatın halk tarafından izlenen bir mecra haline gelebilmesi için, genç insan topluluklarını bir araya getiren işlevlerin yeni müze ve sanat merkezi mimarisine adapte edilmesinin gereğine inanıyorum.

MARIO8_MF227

Petra şarapevi, İtalya. Merdivenin sonunda bağlara bakan bir teras bulunuyor.

MARIO6_MF227

Evry Katedrali, Evry, Fransa.

 

MF: İlham aldığınız sanatçılar var mı?

M. Botta: Avangard modern tarzda sanattan hoşlanıyorum. Picasso, Marcel Duchamp gibi isimler benim düşünce tarzımı biçimlendirdi.

MF: Sizi derinden etkilemiş özel bir sanat eseri var mı?

M. Botta: Picasso’nun Guernica adı eseri benim kuşağım için kilit noktada durur.

MF: Bu eser sizin mimarinize hangi detaylarla yansıyor?

M. Botta: Picasso, Guernica ile siyasi ve etik düşünceyi doğrudan doğruya sanata dahil etmiştir. Burada sanatın mimariye direkt bir etkisinden bahsedilemez ama Picasso bu eseriyle sanatın sadece dekoratif bir öğe olmadığını, güçlü bir simge ve kişilikli bir değer olduğunu vurgulamıştır. Bu, şehir ölçeğine bakıldığında binalar için de geçerli…

Das Tessin: Chiesa di San Giovanni Battista

San Giovanni Battista kilisesi, küçük bir dağ kasabasında çığ sonucu yok olmuş tarihi kilisenin yerine yapılmış.

MF: Post-modern stili, “küresel Disneyland mimarisi” şeklinde eleştirmiştiniz. Siz kendinizi tanılamak için hangi kelimeleri kullanıyorsunuz?

M. Botta: Post-antik.

MF: En sevmediğiniz mimari stil nedir?

M. Botta: Çok moda, reklam kokan, çok fazla bağıran, slogan haline gelmiş binalar hoşuma gitmez. Mütevazı ve değerli olmalı binalar.

MARIO1_MF227

1992-96 arasında inşa edilen Santa Maria Degli Angeli şapelinin odağında, eşsiz dağ manzarasına açılan bir balkon bulunuyor.

MARIO10_MF227

Mimar, hayranı olduğu Roma’daki Borromini’nin San Carlo alle Quattro Fontane Kilisesi’nin kesit modelini, bire bir boyda Lugano gölünün yanıbaşına yerleştirmiş.

 

“İçinde daha fazla çelişki, zıtlık taşıdığı için kamu alanlarını tercih ediyorum. Konut tasarımları da yapıyorum fakat kamu alanlarının kendi zaman değerlerini çok daha iyi yansıttıklarını düşünüyorum. ” Mario Botta

MARIO2_MF227

İsviçre Alpleri’nde konumlanan Tschuggen Bergoase by Botta oteli, mimarın ilk ve tek spa binası olma özelliğini taşıyor.

MF: Siz mimarın bir pazarlama aracı olarak kullanılmasına da karşısınız ama İsviçre Alpleri’nde inşa ettiğiniz wellness otelinin resmi adı Tschuggen Bergoase by Botta…

M. Botta: Evet ama ben bundan para kazanmıyorum.

MF: Çelik ve cam gibi normalde kullanmadığınız materyalleri, Alpler’deki kış ve yaz arasındaki sıcaklık farklarına ve çeliğin genleşme problemine rağmen neden tercih ettiniz?

M. Botta: Her malzemenin kendine ait doğası ve yapısı var. Arazi bana hangi malzemeyi fısıldıyorsa onu kullanıyorum. Bütün mimari renk ve ışık öğeleri doğayla kıyaslandığında yapay kalıyor. Orada o kadar baskın bir doğa var ki, yanına koyacağım her malzeme eğreti duracaktı. Ben de uyum sağlamak yerine karşıt bir tavırla, cam ve çelikten yaptım binayı…

MARIO7_MF227

İtalya’daki Campari merkez binası, mevcut eski fabrika binasının kalıntıları üzerine yapılan güncel formlu eklemelerle şekillenmiş.

MF: İlk mimari tasarımını eğitim almadan, henüz 16 yaşındayken yapmış bir mimar olarak 1996’da Mendrisio Mimarlık Akademisi’ni kurdunuz. Formal eğitim gerçekten gerekli mi?

M. Botta: Evet, ilk projelerimi mimarlık eğitimi almadan çizdiğim doğru ama ondan sonra Venedik Mimarlık Enstitüsü’nde (Instituto Universitario di Architettura-IUA) mimarlık okudum. İyi bir okulda hem pratik hem teori eğitimi olması gerekir. Yetenek ancak eğitimle taçlanır.

MF: Alaylı mimar diye bir şey olamaz mı yani?

M. Botta: Mimarlık sektörünün profesyonellere ihtiyacı var. Bunun yolu da eğitimden geçer. Alaylı mimar kavramına inanmıyorum.

MARIO4_MF227

Santo Valto Kilisesi, Torino, İtalya.

MARIO5_MF227

Santo Valto Kilisesi, Torino, İtalya.

 

MF: Bir aile büyüğünden aldığınız en iyi nasihat neydi?

M. Botta: Annem bana “Vakit kaybetme, hemen harekete geç” derdi. Ben de vakit kaybetmeden ilerlemeye çalışıyorum. Kaybolan zamanı geri getirmek imkansız.

MARIO11_MF227

Mario Botta

Mario Botta Kimdir?

1943 yılında İsviçre’nin Mendrisio kentinde doğan Botta, kendi deyişiyle okuldan hep nefret etmiş. 15 yaşındayken ortaokulu bırakıp Carloni&Camenish mimarlık bürosunda çalışmaya başladı. 16 yaşında ilk binasını tasarlayan Botta, 18 yaşında aynı ofiste çırak mimar olarak ilk projesinin başına geçti. 1961 yılında Milano’da önce güzel sanatlar lisesine daha sonra Venedik Mimarlık Enstitüsü’ne (Instituto Universitario di Architettura-IUA) kabul edildi. 1964-69 yılları arasında, tüm tasarım anlayışına yön verecek olan Le Corbusier, Louis Kahn gibi mimarlığın yapıtaşlarıyla çalışma fırsatını yakalayan mimar, Carlo Scarpa’nın bir öğrencisi. Mezun olduktan hemen sonra 1970 yılında kendi mimarlık bürosunu açtı. Dünyanın en tanınmış mimarlarından biri olarak çizdiği çığır açan binaların dışında hatırı sayılır bir ürün tasarımı koleksiyonu bulunuyor.

Arşiv: Maison Française 227/ Nisan 2014

 

Paylaşmak ister misin?